Taşınamamak

Topak ile keyfimiz hiç yok bu ara. Taşınamıyoruz bir türlü, elimizden geleni yaptık, yapıyoruz ama nafile.

En büyük problem oturma izni ve marangozun yapacağı dolaplar ama bunlarla bitmiyor elbette;

Mutfak lavabosunun altına bakılacak,
Mutfak dolaplarının bazı raflarına bakılacak,
Buzdolabının ayakları sabitlenecek,
Salonun eksik radyatörünün takılması lazım,
Dolap odasının süpürgelikleri eksik,
Son boya-badana rötuşu yapılacak,
Kombinin yoğuşma borusu mutfaktan dışarı çıkarılacak,
Fırın, bulaşık makinesi ve çamaşır makinesi monte edilecek
vs.
vs.

Hiç umudum yok hiç.

BKM Mutfak : Çok Güzel Hareketler Bunlar










...askim bitti, bundan sonra.

cektin gittin, bunu kabul et.
yasananlara saygin yoksa.
al sana benden aduket...


Dikkat : Konsantrasyon Eksikliği

Bugün kaç defa BBTBF için bişeyler yazayım istedim ama nedense olmadı. İşte hiç yapmayacağım aptalca bir hata yaptım, adamın birine 10 Dolar aşağı fiyat verdim. Neyim var peki? Hissettiğim kadarıyla bir "konsantrasyon eksikliği" yaşıyorum, düşman başına resmen. Googleladık tabi hemen, ne menem birşeymiş, o kadar eksik ki bir sürü siteye girip araştırmak bile istemiyor canım, bu yüzden ilk karşıma çıkan site Milliyet blog'dan Yasemin Güner adında biri şöyle başlamış;

"Konsantrasyon eksikliği, her bir birey, özellikle öğrenciler için de oldukça önemlidir.

Zihniniz bir şeyden diğerine kayıyorsa,yoğun tempolu iş yaşamınız veya ilgilendiğiniz konu size sıkıcı, zor gelmeye başlamıştır. Doğal olarak konsantrasyonunuz azalmaya doğru gitmektedir

Yetişkinler için kısaca;
1- Yaşamınızda endişeler varsa
2- Mutsuz bir evlilik, ikili ilişki yaşıyorsanız
3- Yoğun stress altında çalışıyorsanız
4- Çözümleyemediğiniz sorunlarınız varsa
5- Dıştan gelen etkenler sizi zorluyorsa
6- Beslenme bozukluğunuz varsa"

7- Hiçbiri.

Bunu ben ekledim zira ablacım bunlardan hiçbiri değil ki benim problemim, anlık birşey arada bir olur. Tam yaz geliyor derken bol gök gürültülü yağmuru yerseniz, miş gibi hava, tam sevdiğim gibi tabi sizin de canınız bu ofiste oturup, blog yazmak istemez. Üzgünüm yani. Neyse herhalde atlatırız. Kayınvalide burda gün itibariyle. Malum taşınma işlerine yardımcı olacak sağolsun. Homecoming yani kısaca. Ondan da uzun uzun bahsederiz.

Son Düdük


Birkaç gün önce gelen haberle hepimiz dağıldık. Benim gibi bir çok insanın blog yazmasına neden olan adam, Aceto Balsamico, postlarından birisine gelen yorumlardan birinde 4 yaşındaki oğluna küfür edildiği için blogunu kapatma kararı almıştı. Hala da tartışılıyor, zira abuk sabuk futbol siteleri yanında, spor basınının içinde birinden gelen böyle bir blog hakikaten hepimizin sığınak yeri olmuştu. Aceto öyle bir yazıyordu ki, hani bazı romanları ya da şiirleri okursunuz da, dili o kadar doğaldır ki "ne var yani ben de yazarım bunu" dersiniz -mesela bana Orhan Veli şiirleri hep öyle gelmiştir- bir çoğumuz belki de yazmaya teşebbüs etmişizdir ama kağıt kalemi eline alınca insan durumun hiç de öyle olmadığını anlıyor. Bu da öyle birşey, ne yalan söyleyeyim ben daha kolay olacağını sanmıştım ama hiç de öyle değilmiş meğer.

Bundan sonra birçok vedaya daha rastladım, içlerinde ödül almış bloglar var Aceto gibi ama ne kadar da çok kişiden o son düdüğü duyduk bu ara? Bunların hepsi Aceto'nun nedenlerini öne sürmüyorlar elbette, onunki çok çirkin ve kimsenin yaşamasını istemediğimiz bir durum. Bloglar bir süreden sonra insanların hayatlarını ciddi şekilde etkiliyor anladığım kadarıyla. Şimdiden beni hiç etkilemeyecek gibi iddalarda bulunmak istemiyorum. Görücez. Zamanımı iyi ayarlayabilirsem eğer yeterince vakit bulabileceğime inanıyorum. Hele kısa süre sonra devreye girecek Amerika planımızı uygulayabilirsek eğer orada zaten problem olmaz, rahat rahat yazarım.

Bu yazı vesilesiyle bana bilmeden verdiği yürek için hiç tanımadığım Bülent Abi'ye bir kez daha sonsuz teşekkürler. Böyle güzel insanların bu ülkede yaşadığını bilmek bile benim için yeterince rahatlatıcı. Hadi eyvallah Aceto.

Nazım Hikmet Ran 20 Kasım1901 - 03 Haziran 1963

yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine.....


Güzel Günler





Genelde birkaç kitabı birlikte okurum. Bundan sonra o anda ne okuyorsam blog'da sağ tarafta göreceksiniz. Arada sırada bu kitaplar hakkında postlar olacak tabi. Kitaplara link verdim, elimden geldiğince Murat Belge'de olduğu gibi kitabın yayınevinin linkini vermeye çalışacağım ama bazen şu anda olduğu gibi İthaki ve April yayınevlerinde olduğu gibi site problemleri ile karşılaşabiliyoruz. Öyle durumlarda idefixe linkleri vereceğim. Gönül tabi mümkün olduğunca bunların yaşanmamasında. Arada bir siteleri check edip düzelen varsa linkleri yenileyeceğim.

Bir başka yenilik de beğendiğim diğer bloglar. Onları da kitapların hemen altında bulabilirsiniz.

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull

Yıllardır beklenen film nihayet vizyonda. Serinin filmleri sırası ile 1981, 1984 ve 1989 yılında vizyona girmişti. Son filmin üzerinden neredeyse 20 yıl geçtikten sonra da tabii beklenti büyük oluyor.

Açıkçası böyle filmlere neredeyse hiçbirşey okumadan giderim. Çünkü yukarıda bahsettiğim büyük beklentiden dolayı çok farklı yorumlar duyabiliyor insan. Sadece epey Indy fanatiği bir arkadaşımın biraz da olsa buruk sözleri idi duyduğum o kadar.

George Lucas en isteyerek çalıştığı senaryo olmuştur diye düşünüyorum. Diğer filmlerinde senaryosunun altında imzası vardı kurtun yine ona emanet etmişler. Aslında Spielberg'in film çalışmalarına başlarken bir şekilde arkeoloji ve eski toplumlara ilgisi olanların çıkmaz noktası olan uzaylı ilişkisini işlemek istediğini düşünüyorum. Bence çok akıllıca bir yön seçmişler. Bu açıdan benim hoşuma gitti. Hatta konuyu Mısır'da işleselerdi çok daha vurucu bile olabilirdi. Ama yine de konunun işlenişi, çekimler benim için tatmin edici düzeydeydi.

Devam filmlerinin bir dezavantajı olarak karşımıza çıkan konu cast devamlılığı oluyor. Karen Allen ilk filmden sonra tekrar kadroya geri döndü, Sean Connery hakikaten filme inanılmaz yakışmıştı, onun devam etmesi filme çok şeyler katabilirdi. Artık devam açısından yeni bir Henry Jones anonsu acaba olası bir 5. film habercisi olabilir mi? Harrison Ford'u Sean Connery statüsüne geçirip Shia LaBeouf başrolde oynar mı? Fazla iddialı olur, aslında action sahnelerdeki performansı hiç de fena değildi neden olmasın denebilir ama bir yandan da seriyi sıradanlaştırabilir. Son olarak Cate Blanchett'den bahsedelim, bence çok akıllıca bir seçim olarak cast eksikliğini kapattığını söyleyebilirim. Başarılı Rus aksanlı İngilizcesi ile göründüğü sahnelerin performansına inanılmaz katkıda bulundu.

Neyse we'll see diyelim sonuç olarak ekleyelim, benim açımdan beklediğime değdi, beğendik kısaca.