"Did i listen to pop music because i was miserable? or was i miserable because i listened to pop music?"
Alıntı
Son kullanma tarihinin çoktan geçtiğini nedense bir türlü idrak edemediğimiz "...ama bizim kendimize özgü koşullarımız var" mazereti, Avrupa Birliği'ne uzanan karşımızdaki en büyük engel belki de.
Yasemin Çongar - Taraf
Trip I : Eskişehir-Afyon
Bahsetmiştim ya bu yaz tatilsiz geçecek. Yok öyle bir hafta, 10 gün tatiller. Zaten bu aralar hangi blogu açsam, bir hafta yokum, iki hafta yokum, bir ay yokum, "bana iyi tatiller" gibi cümleleri okumuyor muyum cinlerim tepeme çıkıyor.Yok değil tabi cinlerim tepeme çıkar mı hiç, yapan yapsın tatilini, gözümüz yok. Bizim de zamanımız gelecektir elbet, şimdi çalışma zamanı diyoruz.
Hafta için Eskişehir-Afyon yaptık bir gece konaklamalı.
Eskişehir beni her gittiğimde şaşırtan bir yer. Bursa'dan kilometrelerce doğuya gidip, Bursa'dan bilmemkaç yıl önde bir şehirle karşılaşmak sanırım bende bu şaşkınlığa sebep. 5 saatlik Eskişehir ziyaretimizden 2005 yılında Hürriyet tarafından Türkiye'nin ilk 10 kebapçısı arasında gösterilen AR Kebap'da yediğimiz sarma beyti kaldı (menüde beyti lokum yazıyordu gerçi). Güzeldi. Fiyatsal açıdan listenin geri kalanıyla kıyas kabul etmez. Bir öğrenci kardeşimizi de aldık yanımıza, yaz okulu yüzünden Eskişehir'de bir yazını harcayan hayta arkadaşımızın öğrenci midesini leziz kebapla doldurduk en azından.Oradan Afyon'a geçecektik ama Gediz tarafından uğramamız gereken bir fabrika daha vardı bu yüzden Kütahya'dan sonra Afyon'a giderken Gediz'e doğru kırdık direksiyonu. Ana yoldan aşağı yukarı 80km Gediz. Saat de epey geç oldu dedik. Acaba yok mudur Afyon'a daha kestirme bir yol. Bir masum köylüye sorduk, "Muratdağı yolundan giderseniz, direkt Dumlupınar'a inersiniz, daha kestirme olur" dedi. Ama sanırım bunu traktör km hızı ile söylemiş olacak ki bin pişman bir şekilde hakikaten daha kısa olan yolu, çok daha uzun bir sürede geçtik. Saat 9.30'da varabildik Afyon'a. Yol Çukurören ve Saraycık üzerinden Dumlupınar'a iniyor hakikaten. Dolayısıyla Kütahya-Afyon karayolundan Uşak-Afyon karayoluna yani D300'e inmiş olduk böylece.
Ertesi gün Afyon. Bildiğiniz Afyon. Karşınıza sürpriz çıkma ihtimali pek olmaz. Gazlıgöl'de bir kaplıcada kaldık akşam bu arada, şifalı sular bakalım ne kadar şifalıymış diye. Afyon'un bilinen sürprizlerinden aldık hediyelik, favorimiz; kaymaklı lokum malumunuz.Ve dönüş yolu. Uşak üzerinden tabi. Uşak'dan tarhana alındı. bu arada. Salihli ve Batı Anadolu'nun en kötü anayolu Salihli-Gölmarmara-Akhisar üzerinden dönüş.
Yine yorucu ama keyifli bir seyahatin ardından evdeyiz.
Cumartesi, cumartesi çalışıyoruz.
Olsun.

Yazmiyorum.
Geri döndüm ama henüz yazmıyorum, okuyorum, düşünüyorum.
Sanırım "High Fidelity"nin nasıl bir blog olarak devam etmesi konusunda henüz karar veremedim bu yüzden elim yazmaya gitmiyor henüz, ama tabi bir an önce karar vermeliyim zira vakit de geçiyor bu arada.
Takip ettiğim blogları iki ana başlık altında topladım. Tek tek incelesek aslında bir çok kategori çıkar tabi de zaten sınırlı sayıda gerçekten günlük takip edeilecek blog var şimdi bir de "genre" bazında ayırmaya girişmeyelim diyorum. Birincisi politika blogları, diğeri de benim "life style" diye tabir ettiğim bloglar. Acaba beni hangi kategoriye koyacaklar?
High Fidelity için aslında başta aklımdan geçen daha life style şeyler yazmaktı. Ama bir yandan da politik olaylar ile bu kadar ilgiliyken onlar hakkında fikir beyan etmeden olmaz gibi geliyor. Politikayı, life style ile karıştırsam sanki politikayı boşu boşuna yazmış olucam zira gümbürtüye gidecek gibi. İki ayrı blog yapsam toparlamak zor olacak zaten bir de "Bored by the Big 4" var.
Böyle düşüncelerle geçiyor günler, şu andaki kararıma göre politikayı bir süre daha bekleyeceğim. Bol bol okumaya devam tabi ama bir süre futbol ve life-style yazmaya devam.
Gün

Sıkıntılı bir yaz olarak hatırlayacağım herhalde bu yazı, sıkıntı ama hani bilirsiniz arkasından herşey güzel olacak ama bu sıkıntıya katlanmak gereklidir diye işte öyle bir durum bizimki.
İş iyi gidiyor, gün geçtikçe daha bir içinde hissediyorum kendimi. Bu keyif yanında zaman zaman sıkıntı da getiriyor tabi ama olacak o kadar.
Ev yoluna giriyor gibi ufak tefek eksiklerimiz vardı, geçen hafta İzmir'de çözelim istedik ama İKEA adeta yağmalanmış. Bir süreliğine erteledik kalan ufak tefekleri. Bu hafta sonu itibariyle bir problemimiz kalmayacak gibi görünüyor.
Tatil yapamayacağız pek herhalde ama yeni evimizde geçirdiğimiz ilk günlerimizin hatrına onu da görmezden geleceğiz. Artık hafta sonları bize yetecek. Ama istediğimiz gibi döşediğimiz bir evimiz olduğuna göre kendimize daha çok vakit ayırabileceğiz. Daha çok okuma, yazma, dinleme ve izleme diyorum yani. En önemlisi bloglara daha çok vakit ayırabilme.
Neler okuyorum daha sık bilgilendireceğim. Siyaset gündemi epey hareketli. Çok güzel siteler, bloglar var hepsini paylaşacağım.
Seyahatler, fuarlar görünüyor bol bol mümkün olursa oralardan, olmazsa sonrasında aktracağım gördüklerimi, yaşadıklarımı.
Tekrar herkese marhaba.
Taşınamamak
En büyük problem oturma izni ve marangozun yapacağı dolaplar ama bunlarla bitmiyor elbette;
Mutfak lavabosunun altına bakılacak,
Mutfak dolaplarının bazı raflarına bakılacak,
Buzdolabının ayakları sabitlenecek,
Salonun eksik radyatörünün takılması lazım,
Dolap odasının süpürgelikleri eksik,
Son boya-badana rötuşu yapılacak,
Kombinin yoğuşma borusu mutfaktan dışarı çıkarılacak,
Fırın, bulaşık makinesi ve çamaşır makinesi monte edilecek
vs.
vs.
Hiç umudum yok hiç.
BKM Mutfak : Çok Güzel Hareketler Bunlar
Dikkat : Konsantrasyon Eksikliği
Bugün kaç defa BBTBF için bişeyler yazayım istedim ama nedense olmadı. İşte hiç yapmayacağım aptalca bir hata yaptım, adamın birine 10 Dolar aşağı fiyat verdim. Neyim var peki? Hissettiğim kadarıyla bir "konsantrasyon eksikliği" yaşıyorum, düşman başına resmen. Googleladık tabi hemen, ne menem birşeymiş, o kadar eksik ki bir sürü siteye girip araştırmak bile istemiyor canım, bu yüzden ilk karşıma çıkan site Milliyet blog'dan Yasemin Güner adında biri şöyle başlamış;"Konsantrasyon eksikliği, her bir birey, özellikle öğrenciler için de oldukça önemlidir.
Zihniniz bir şeyden diğerine kayıyorsa,yoğun tempolu iş yaşamınız veya ilgilendiğiniz konu size sıkıcı, zor gelmeye başlamıştır. Doğal olarak konsantrasyonunuz azalmaya doğru gitmektedir
Yetişkinler için kısaca;
1- Yaşamınızda endişeler varsa
2- Mutsuz bir evlilik, ikili ilişki yaşıyorsanız
3- Yoğun stress altında çalışıyorsanız
4- Çözümleyemediğiniz sorunlarınız varsa
5- Dıştan gelen etkenler sizi zorluyorsa
6- Beslenme bozukluğunuz varsa"
7- Hiçbiri.
Bunu ben ekledim zira ablacım bunlardan hiçbiri değil ki benim problemim, anlık birşey arada bir olur. Tam yaz geliyor derken bol gök gürültülü yağmuru yerseniz, miş gibi hava, tam sevdiğim gibi tabi sizin de canınız bu ofiste oturup, blog yazmak istemez. Üzgünüm yani. Neyse herhalde atlatırız. Kayınvalide burda gün itibariyle. Malum taşınma işlerine yardımcı olacak sağolsun. Homecoming yani kısaca. Ondan da uzun uzun bahsederiz.
Son Düdük

Birkaç gün önce gelen haberle hepimiz dağıldık. Benim gibi bir çok insanın blog yazmasına neden olan adam, Aceto Balsamico, postlarından birisine gelen yorumlardan birinde 4 yaşındaki oğluna küfür edildiği için blogunu kapatma kararı almıştı. Hala da tartışılıyor, zira abuk sabuk futbol siteleri yanında, spor basınının içinde birinden gelen böyle bir blog hakikaten hepimizin sığınak yeri olmuştu. Aceto öyle bir yazıyordu ki, hani bazı romanları ya da şiirleri okursunuz da, dili o kadar doğaldır ki "ne var yani ben de yazarım bunu" dersiniz -mesela bana Orhan Veli şiirleri hep öyle gelmiştir- bir çoğumuz belki de yazmaya teşebbüs etmişizdir ama kağıt kalemi eline alınca insan durumun hiç de öyle olmadığını anlıyor. Bu da öyle birşey, ne yalan söyleyeyim ben daha kolay olacağını sanmıştım ama hiç de öyle değilmiş meğer.
Bundan sonra birçok vedaya daha rastladım, içlerinde ödül almış bloglar var Aceto gibi ama ne kadar da çok kişiden o son düdüğü duyduk bu ara? Bunların hepsi Aceto'nun nedenlerini öne sürmüyorlar elbette, onunki çok çirkin ve kimsenin yaşamasını istemediğimiz bir durum. Bloglar bir süreden sonra insanların hayatlarını ciddi şekilde etkiliyor anladığım kadarıyla. Şimdiden beni hiç etkilemeyecek gibi iddalarda bulunmak istemiyorum. Görücez. Zamanımı iyi ayarlayabilirsem eğer yeterince vakit bulabileceğime inanıyorum. Hele kısa süre sonra devreye girecek Amerika planımızı uygulayabilirsek eğer orada zaten problem olmaz, rahat rahat yazarım.
Bu yazı vesilesiyle bana bilmeden verdiği yürek için hiç tanımadığım Bülent Abi'ye bir kez daha sonsuz teşekkürler. Böyle güzel insanların bu ülkede yaşadığını bilmek bile benim için yeterince rahatlatıcı. Hadi eyvallah Aceto.
Güzel Günler




Genelde birkaç kitabı birlikte okurum. Bundan sonra o anda ne okuyorsam blog'da sağ tarafta göreceksiniz. Arada sırada bu kitaplar hakkında postlar olacak tabi. Kitaplara link verdim, elimden geldiğince Murat Belge'de olduğu gibi kitabın yayınevinin linkini vermeye çalışacağım ama bazen şu anda olduğu gibi İthaki ve April yayınevlerinde olduğu gibi site problemleri ile karşılaşabiliyoruz. Öyle durumlarda idefixe linkleri vereceğim. Gönül tabi mümkün olduğunca bunların yaşanmamasında. Arada bir siteleri check edip düzelen varsa linkleri yenileyeceğim.
Bir başka yenilik de beğendiğim diğer bloglar. Onları da kitapların hemen altında bulabilirsiniz.
Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull
Yıllardır beklenen film nihayet vizyonda. Serinin filmleri sırası ile 1981, 1984 ve 1989 yılında vizyona girmişti. Son filmin üzerinden neredeyse 20 yıl geçtikten sonra da tabii beklenti büyük oluyor.
Açıkçası böyle filmlere neredeyse hiçbirşey okumadan giderim. Çünkü yukarıda bahsettiğim büyük beklentiden dolayı çok farklı yorumlar duyabiliyor insan. Sadece epey Indy fanatiği bir arkadaşımın biraz da olsa buruk sözleri idi duyduğum o kadar.George Lucas en isteyerek çalıştığı senaryo olmuştur diye düşünüyorum. Diğer filmlerinde senaryosunun altında imzası vardı kurtun yine ona emanet etmişler. Aslında Spielberg'in film çalışmalarına başlarken bir şekilde arkeoloji ve eski toplumlara ilgisi olanların çıkmaz noktası olan uzaylı ilişkisini işlemek istediğini düşünüyorum. Bence çok akıllıca bir yön seçmişler. Bu açıdan benim hoşuma gitti. Hatta konuyu Mısır'da işleselerdi çok daha vurucu bile olabilirdi. Ama yine de konunun işlenişi, çekimler benim için tatmin edici düzeydeydi.
Devam filmlerinin bir dezavantajı olarak karşımıza çıkan konu cast devamlılığı oluyor. Karen Allen ilk filmden sonra tekrar kadroya geri döndü, Sean Connery hakikaten filme inanılmaz yakışmıştı, onun devam etmesi filme çok şeyler katabilirdi. Artık devam açısından yeni bir Henry Jones anonsu acaba olası bir 5. film habercisi olabilir mi? Harrison Ford'u Sean Connery statüsüne geçirip Shia LaBeouf başrolde oynar mı? Fazla iddialı olur, aslında action sahnelerdeki performansı hiç de fena değildi neden olmasın denebilir ama bir yandan da seriyi sıradanlaştırabilir. Son olarak Cate Blanchett'den bahsedelim, bence çok akıllıca bir seçim olarak cast eksikliğini kapattığını söyleyebilirim. Başarılı Rus aksanlı İngilizcesi ile göründüğü sahnelerin performansına inanılmaz katkıda bulundu.
Neyse we'll see diyelim sonuç olarak ekleyelim, benim açımdan beklediğime değdi, beğendik kısaca.
Ahmet İnsel'i de alın.
Bir kaç ay önesine kadar sıkı bir gazetem.net okuyucusuydum. Özellikle Ahmet Altan'ın ve Etyen Mahçupyan'ın yazılarını haftada bir de olsa orada okuma şansımız oluyordu. Sonra Taraf Gazetesi kuruldu ve bu iki çok sevdiğim yazar yazılarını orada yazmaya başladılar. Hafta içi hard copy gazete alma alışkanlığı olmayan ben, hafta sonu da kendileri yazmıyorlar, internet sitesi de kısa süre öncesine kadar olmadığı için kendilerini takip etme imkanım olmamaya başladı. Zira gazetem.net hala yazıları yayınlıyor ama gecikmeli bir şekilde, random olarak Taraf'taki yazılarından seçiyorlar. Radikal en uzun süre dikkatli bir şekilde takip ettiğim gazete oldu böylece. Hafta için internetten, hafta sonu da favori iki yazarım sürekli yazdığı için (Murat Belge ve Gökhan Özgün) hard copy olarak takip etme imkanım olmuştu. Ancak geçen hafta gerçekleşen durum benim için de bir dönüm noktası oldu diyebiliriz. Murat Belge ve Gökhan Özgün birbiri ardına yazılarına Taraf'da devam kararı aldılar. Bu benim için şok şok şok flaş flaş flaş bir haberdi zira bundan sonra Taraf takip edilecek durumuna geliyordum. Bu 4 yazarı aynı gazete sayfalarında okuyabilmek hakikaten önemli. Şimdi son bir isteğim var Taraf'tan : Ahmet İnsel'i de istiyoruz.
Başlarken

Hep bu isimle bir yazı yazmak istemişimdir. Blog olayına gireli aşağı yukarı 6 ay olacak. Bored by The Big 4 iyi gidiyor. Tabi daha iyi olması zaman alacak, normal. Önemli olan benim yazmaya alışmam.
Şimdi futbol dışı düşüncelerimi paylaşabileceğim ikinci bir blog ihtiyacım oldu. İsimlendiriken de benim için çok önemli bir filmin adını kullanmak istedim onu mümkün olduğunca sık anabilmek için. Belki hayatım futbol olabilir ama futbol dışında da pek çok şey düşünüyorum, takip ediyorum. Bunları da işte buradan paylaşacağım gittiği yere kadar.
We'll see.







